Yağmur Damlasından Mektup Var

•Ağustos 12, 2007 • Yorum yapın

Ben gökyüzünde, bulutlar arasında, ilâhî emri bekleyen bir yağmur damlasıyım.

Denizlerde bir damlaydım bir zamanlar, küçümsediniz beni. “Koca denizde bir damla” dediniz, bir şeyin değerini az göstermek için.

Musluklarda bir damlayken, görmezden geldiniz. “Aman canım, bir damladan ne çıkar” diye söylendiniz.

Bir gün buharlaşıp buraya geldim. Sayısız başka damlalarla beraberim. Her birimiz o ilâhî emri bekliyoruz. “Yağ” emriyle beraber her birimiz birer melek eşliğinde ineceğiz. Evet, bir melek eşlik edecek ki, hiçbir insan bizden zarar görmesin, hiçbir çiçek ezilmesin, hiçbir dal kırılmasın. Usul usul inelim, saçlarınıza, çiçeklere, yapraklara, bir kedinin tüylerine, bir aslanın yelesine, çatlamış toprağa…

Ben nereye düşeceğim kim bilir… Bakmayın “kimbilir” dediğime, aslında yazılı, benim nereye düşeceğim. Milimi milimine belli hem de. Ben bilmiyorum diye, siz bilmiyorsunuz diye, kimse bilmiyor değil.

Belki bir gencin yeni taranmış saç tellerine, belki göğe açılmış bir avuca, belki bulutları izleyen bir göze düşeceğim.

Tek başıma dağılmayacak o saç, tek başına sırılsıklam etmeyeceğim o eli, tek başına suyla doldurmayacağım o gözü. Ama dağıtmış gibi, sırılsıklam etmiş gibi, suyla doldurmuş gibi hissettireceğim.

Belki biraz ürperteceğim, biraz serinleteceğim, biraz şaşırtacağım. Ama her halde sevindireceğim. “Yağmur yağıyor” dedirteceğim. “Yağmur yağıyor” diye tekrarlatacağım. “Çok şükür” diyecek mi, üzerine düştüğüm insan, bilmiyorum. Ama emir bekleyen o damlalardan pek çoğunun bunu duyacağından eminim. İnsanların içini inanmanın güzelliğine dair bir huzurla dolduracağımızdan da eminim. “Bu kadar yağmur yeterli değil” diyen resmî ağızlara aldırmadan sevinileceğinden de eminim.

Yağmur duası ile alay eden, burun kıvıran, aşağılayan insanlara da yağacağız. Onların da yüzünü, gözünü ıslatacağız, elbiselerine bulaşacağız.

İnanan, inanmayan ayırt etmeyeceğiz.

Bütün insanlığın üzerine bir rahmet olarak ineceğiz.

Yağmayacağız, yağdırılacağız.

Ben ve arkadaşlarım, o ilahî emri bekleyen yağmur damlalarıyız.

Yakında inşaallah görüşeceğiz…


 

Ben Sustum Sen Söyle Sensizligimi

•Ağustos 12, 2007 • Yorum yapın

Ey yâr, susuşum sözümü esirgemekten değil. Sana değen sözleri çoktan yitirdim; dudağım avare, dilim perişan.

Aklım ermiyor ki, sustuğumu bileyim. Kalbim ayılmıyor ki sana hitap edeyim. Kelimelerin sıcağı kaçmış, hece hece küllenmişler; sükût lehçesinde aç susuz bir mülteciyim şimdi. Seni taşa benzettiler. Öyle dilsiz, öyle hayatsız, öyle duygusuz diye. Değirmende konuşan taş değil midir peki? Acıyı öğütüp ekmek eyleyen senin dönüşün değil mi? Sen değil misin kabrimi bekleyen sadık yâr? Dillerin sustuğu yerde sen değil miydin ısrarla adını söyleyen unutulanların? Sen değil misin nice dertlinin derdini hiç itirazsız dinleyen?

Sahiden taş mı kesildin? Oysa, sen sözlere efsûn bağışlayan dudaksın. Nefesi boşluğun hapsinden kurtarırsın. (Belki de her ses bir mahpusun kırılmış zincirlerinin şakırtısıdır.) Sana değdiği yerde dirilir sessizlik. Sana vuruldukça hece hece kanatlanır suskunluk; şiirlerin ufkuna yükselir söz, öykülerin kuytularında giyinir. Sen, dağı delen Ferhat’sın; söz ki dağı kar gibi eritir de Şirin yâri sımsıcak kucaklar. Sen Aslı’ya Kerem’sin; ses ki çatlak dudaklardan sızan kevserdir. Sen Kerem’in Aslı’sın; söz ki tek bir hecesi bizi varlığın koynuna saklar; “Ol!”sözü hatırına yokluk varlığa yüz bulur.

Taşın sözü yok mudur ey yâr? Taş dediğin konuşur. Zamanın dudağıdır. Çatlaklarından acılar sızar; kuytularında çocuk gülüşleri gibi neşeler saklar. Taş dediğin susar. Zamanın dilidir; bir bakışında nice gürültüyü susturur; anlamsız telaşları dağıtır, hoyrat koşturmaları durdurur. Kadîm zamanlar içinden sızıp gelen bir kan gibidir taş; nabzımızı doldurur.

Taş zamanla eskimez mi? Sen zamansın, ey yâr, gelir ve gidersin. Saatlerin kadranında uslu uslu gezinirsin amma saçlarımı değil sadece kemiklerimi dağıtırsın. Usulca sokulursun odama; “tik-tak”, sadece “tik-tak”, eşyalarımı değil sadece beni de benden çalarsın; elbisemi değil sadece tenimi de soyarsın. sevdiğimle arama ayrılıklar koyansın. Sen çoğaldıkça ben azaldım; seni tükettim derken ben tükendim. Sen zamansın, ey yâr, pek kıskançsın.

Taş kesilmişsin ki sana vefasız dediler. Tanımazmışsın beni. Adımı bile anmazmışsın. Güzellikten hiç anlamazmışsın. Mehtabı kucaklayan sen değil misin her defasında? Günün ilk ışıkları sana koşmadı mı her sabah? Nice surlarda masum bebekleri bekleyen sendin. Nice sütunlarda fısıltılı dualara fısıltını ekleyen sensin. Köprülerde kemerlerde yâri yâre kavuşturan senin metanetin değil mi? Çeşmelerden serin sulara yol veren senin serinliğin değil mi? Dereler boyu suların elinden tutup şarkılar söyleyen sen değil misin?

Aslında kendi taşını dikiyor değil mi insan? Her gün bir önceki günde bırakırız bedenimizi. Her yeni günün sabahında eskimiş bedenlerini yüklenir gibi insan. Sanki yakamızda çocukluk fotoğrafımızı taşır gibi yürürüz yeni zamanlara. Kendi cenazesini kaldırır gibidir insan. Baktığımız her yüzün ardında eskimiş yüzler saklıdır. Şimdiki bedenimiz daha öncekilerin başını bekleyen konuşkan bir taştır. Ölmüş yanlarımızı hatırlatır. Bir taş gibi ağırlaşır gözlerimizin karası. Var-yok arası bir titreyişe dönüşür nefesimiz. İki nefes ortasında dikilir taşımız. Taştan taşa koşar bakışımız. Hatıralarda saklı, solgun fotoğraflara nakışlı yüzler üzerine uzanır gölgesi.

Sen değilsin; taş benim ey yâr. Kendimi taşımaya mecâlim yok. Kendime söyleyecek sözüm yok. Kabrimden kalbine taşınıyorum ey yâr. Suskunluğum taş olmaklığımdan. Sözsüzlüğüm sözümü taşa devrettiğim için.

Bağrımda ağır ve soğuk bir suskunluk… / Taşıdığım sensin ey yâr. / Söze sığdıramadığım. / Ve hiç susturamadığım. / Ne oldu kalbime? / Katılaştı, katılaştı. / Taştan da katılaştı. / Ağlarsa, taşlar ağlar. / Ben ağlayamadım; sen ağla… / Taş değil misin ey yâr?

Yolculuktaki tehlikeye dikkat!

•Temmuz 2, 2007 • Yorum yapın

Özellikle uçakta dört saatten fazla kıpırdamadan seyahat, sağlık açısından tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), özellikle uçakta dört saatten fazla kıpırdamadan seyahatin sağlık açısından tehlikeli sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
DSÖ tarafından yayınlanan araştırmaya göre, özellikle sık sık uçak yolculuğu yapan kimseler daha büyük tehlikeyle karşı karşıya bulunuyor ve dahası risk, seyahatin bitmesiyle bitmeyip bir ay kadar sürüyor.
Araştırma; otobüs, tren veya otomobilde dört saatten fazla hareket etmeden oturanların da aynı şekilde “emboli atma”, yani pıhtının koparak damarı tıkaması riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Hareketsizlik yüzünden bacak damarlarında atan emboli, vücut içinde yolculuk yaparak akciğerlere geliyor ve kan dolaşımını engelleyebiliyor. Tıp dilinde “trombo-emboli” olarak adlandırılan bu olayın ilk belirtileri; ağrı, dokunma hassasiyeti ve rahatsız bölgede oluşan ödem olarak sayılıyor.
DSÖ uzmanları, pıhtının (embolinin) ciğerlere ulaşması halinde soluma güçlüğü ve göğüste ağrı ortaya çıktığını belirterek, tedaviye başlanmazsa ölüm tehlikesi belirdiğine dikkati çekiyor.
Araştırmaya göre, “emboli atması” riski altı binde bir gibi düşük bir ihtimal olmakla beraber şişman, kısa ve uzun boylu yolcularla irsi kan ve dolaşım rahatsızlıkları olanlar ve doğum kontrol hapı içen kadınlar daha fazla tehlike altında bulunuyor.
Dünyada yılda 2 milyara yakın insanın uçak yolculuğu yaptığını hatırlatan DSÖ uzmanları, “bunun, halk sağlığı sorunu olduğunu” vurguladı.

Sezen Aksu ile MFÖ Londra’yı sallayacak

•Temmuz 2, 2007 • Yorum yapın

İngiltere’deki Türkler, kültürlerini tanıtmak için kolları sıvadı ve ünlü sanatçıların yer alacağı bir organizasyon hazırladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da desteklediği ‘İstanbul Limelight’ adlı festival, Londra’nın kuzeyindeki ünlü Finsbury Park’ta; Türk kültürünü ve yıldızlarını İngilizler’e tanıtacak.

START 9 EYLÜL’DE

Hem İstanbul’un tanıtımına hem de İngilizler’le orada yaşayan Türkler’in kaynaşmasına katkı sağlayacak festivalde; aralarında MFÖ, Murat Boz ve Eylem’in de bulunduğu birbirinden ünlüTürk sanatçılar sahne alacak. 9 Eylül’de başlayacak festivalin bir ay sonraki ikinci ayağında ise ‘Minik Serçe’ Sezen Aksu, Royal Albert Hall’de konser verecek. Absolut Events Ltd.’nin organize ettiği İstanbul Limelight Festivali’nin ilk bölümünde; MFÖ, Eylem ve Murat Boz’un yanısıra Ceza, Nez, Yüksek Sadakat, Oojami gibi grup ve şarkıcılar da yer alacak. İstanbullu ve Londralı DJ’ler ise ‘İstanbul-London Ekspres’ adlı etkinlikte biraraya gelecek. İstanbul Limelight Festivali’nin biletleri, 25 ile 35 pound arasında değişen fiyatlarla satılacak. Sezen Aksu ise ‘İstanbul Limelight’ın 7 Ekim’deki ikinci ayağının konuğu olarak Londra’da sahneye çıkacak.

Berlin’de memurlara ‘şekerleme’ izni geliyor…

•Temmuz 2, 2007 • Yorum yapın

Almanya’nın başkenti Berlin’deki bazı belediye saraylarında, memurların öğle tatillerinde kısa süreli uyuyabilmeleri için özel odalar hazırlanması planlanıyor.

      Bild gazetesinin haberine göre, Charlottenburg ve Wilmersdorf semtlerinin belediye saraylarında, memurların “şekerleme” yapabilmelerine olanak sağlamak üzere çalışma yapılıyor.

      Gazeteye konuşan Sosyal Demokrat Parti’den (SPD) Holger Wuttig, “Tabii ki, uyuyan bir yönetim istemiyoruz. Ancak kısa süreli bir uyku hem çalışma gücünü artıracak, hem de burnout sendromunu engelleyecektir.

      Özellikle Berlin’deki semtlerde personel eksikliği nedeniyle daha fazla çalışılmak zorunda” dedi.

      Wuttig, ABD’de “Power-Napping” adı verilen bu uygulamanın örneklerini bizzat bazı şirket ve yönetimlerde gördüğünü sözlerine ekledi.

      Almanya’nın önde gelen hastanelerinden Charite’de görevli uyku uzmanı Dr. Ingo Fietze de, bu uygulamayı desteklediğini belirterek, “20 dakikalık uykudan sonra 4 saat çalışma için zinde olunur. Beyin, öğle tatili sırasında daha az aktiftir” diye konuştu.

      Berlin Eyaleti Başbakanı Klaus Wowereit’ın da “Rotes Rathaus” adı verilen çalışma binasında bir yatağı olduğu, ancak vakti olmadığı için bunu bugüne kadar hiç kullanmadığı kaydedildi.

Sanıldığı kadar masum değiller: 6 aylık Bebekler yalan söyleyebiliyor

•Temmuz 2, 2007 • Yorum yapın

Çocuklar üzerinde yapılan son araştırmalar, bebeklerin sanıldığı kadar masum olmadığını, 6 aylıktan itibaren yalan söylemeye başladıklarını ortaya koydu.

      İngiltere’nin Portsmouth Üniversitesi psikoloji bölümü tarafından 50 çocuk ile ailelerinin katılımıyla yapılan araştırmada, bebeklerin tahmin edilenden çok daha önce, 6 aylıkken aldatmaya ve yalan söylemeye başladıkları, küçük yalanların ileride daha karmaşık aldatmacalara olanak sağladığı belirlendi.

      Şimdiye dek psikologlar gelişmekte olan beyinlerin 4 yaşına kadar “yalan söyleme sanatını” beceremeyeceklerini düşünürken, Portsmouth Üniversitesi psikoloji kürsüsünün araştırmasıyla, 6 aylık ile 3 yaş arasındaki dönemde söylenen yalanlar 7 kategoride tanımlandı.

      Araştırmanın başında yer alan Dr. Vasudevi Reddy, bebeklerin sahte ağlama ve dikkati çekmek için sahte gülüş gibi taktikler kullanmayı hemen öğrendiklerine işaret ederek, 8 aylıkken bebeklerin yasak şeyleri saklama veya anne-babalarının dikkatlerini çekme gibi daha zor aldatmacaları yapabildiklerini belirtti.

      Bebeklerin yürümeye başladıkları iki yaşında yaptırım tehdidi içeren blöfler yapabilme gibi daha karmaşık teknikler kullanabildiklerini belirten Dr. Reddy, “Yalandan ağlama, bebeklerin ilk yalanlarından biri olarak ortaya çıkıyor ve bunu durup dururken dikkati çekmek için yapabiliyorlar. Yeniden ağlamaya başlamadan önce, annelerinden bekledikleri tepki geldiğinde hemen bu sahte ağlamaya ara verebiliyorlar” dedi.

      Dr. Reddy, çocukların ilk aldatmacalarıyla ne tür yalanın hangi durumlarda işe yaradığını keşfettiklerini ve fazla yalan söylemenin olumsuz sonuçlarını öğrendiklerini de kaydetti.

Şimdi plajda ‘üstsüz’ yürümek moda!

•Temmuz 2, 2007 • Yorum yapın

       Sahilde üstsüz güneşlenenler her zaman dikkat çeker. Fakat bu yaz gözler ayaklara kayacak… Amerikalı girişimciler bu yaza damga vuracak bir tasarıma imza attı: ‘Çıplak sandaletler’. Giyildiğinde su bazlı özel bir yapışkanla ayağa yapışan bu sandaletler ipsiz olduğu ve güneşlenirken iz de yapmadığı için piyasaya çıktığı günden beri Avrupa ve Amerika’da kapış kapış satılıyor.

      ‘Çıplak sandaletler’i İngiltere’de satışa sunan Rob Norfolk konuyla ilgili olarak şunları söyledi: ‘Bunları giyip sokakta yürüdüğünüz zaman herkes dönüp size bakıyor ve bu sandaletlerle nasıl yürüyebildiğinizi merak ediyor’.

‘Tüm zamanların en rahatsız edici şarkıları’ seçildi

•Temmuz 2, 2007 • Yorum yapın

Milyonlarca kopya satmasına karşın, James Blunt’ın “You’re Beautiful” adlı parçası, İngilizler tarafından “tüm zamanların en rahatsız edici şarkısı” seçildi.

      İngiliz kamuoyu araştırma şirketi Onepoll’un 50 bin kişiye danışarak hazırladığı listede, 11 ülkede liste başı olan Blunt’ın şarkısının bu kategoriye girmesi şaşkınlık yarattı.

      Onepoll şirketinden John Sewell, Blunt’ın böyle bir unvan almasını beklemediklerini, muhtemelen aşırı popüler olmasının bu sonuca yol açtığını söyledi.

      İngiliz şirketinin araştırmasında, tüm zamanların en rahatsız edici 10 şarkının listesi şöyle oluştu:

      1. “You’re Beautiful” – James Blunt.

      2. “Axel F” – Crazy Frog.

      3. “MMMBop” – Hanson.

      4. “Mr. Blobby” – Mr. Blobby.

      5. “Birdie Song” – The Tweets.

      6. “Shout” – Lulu.

      7. “Agadoo” – Black Lace.

      8. “Grace Kelly” – Mika.

      9. “My Heart Will Go On” – Celine Dion.

      10. “Macarena” – Los Del Rio.

İPhone ilk hafta sonunda 525 bin sattı

•Temmuz 2, 2007 • Yorum yapın
Apple firmasının geçtiğimiz Cuma günü piyasaya sürdüğü iPhone, ilk haftasında 525 bin sattı. Ürün birçok mağazada ilk günde tükenirken, ürünün Avrupa’da bu yıl piyasaya çıkarılacağı bildirildi.

Los Angeles Times gazetesi, iPhone’un piyasaya sürülmesinin ardından haftasonunda At&T merkezinde ve mağazalarda toplam 525 bin adet saydığını yazdı. San Francisco merkezli Global Eşitlik Araştırma Merkezi de ürünün, Amerika’nın batı yakasında bulunan mağazalarda ilk günde tükendiğini duyurdu. AT&T’ye göre ise toplam bin 800 mağazada satışa sunulan iPhone’lar, 24 saat içinde tükendi.

Bir internet tarayıcısına ve video oynatıcısına sahip olan iPhone’un, Avrupa’da ise bu yıl piyasaya sürüleceği belirtildi.

Apple patronu Steve Job da iPhone’un, her ikisi de yıllık 10 milyar dolarlık satış rakamı sağlayan iPod ve Mac bilgisayarlarından sonra şirketin üçüncü ana ticari ürünü olacağını söyledi. Job, 2008 itibariyle 10 milyon iPhones satmayı ve cep telefonu piyasasının yüzde birini ele geçirmeyi hedeflediklerini belirtti.

Apple şirketinden yapılan açıklamaya göre ise internetten yapılan alışverişlerde 2 haftadan dört haftaya kadar rezervasyon yaptıranlar var.

Bluetooth, wi-fi, edge ve dört bant sistemlerini barındıran bir tür ipod olarak tasarlanan iPhone, tamamen dokunmatik ve sensörlerle donatılmış 9 cm kalınlığında bir ekrana sahip. Aynı zamandan bir medya oynatıcısı veya mp3 player olarak da kullanılabiliyor.

2.0 megapiksel kameraya sahip olan ürünün 4 veya 8 gigabyte olarak iki farklı versiyonu bulunuyor. Apple, ürünün pilinin 8 saat boyunca konuşmaya, 6 saat internet kullanmaya veya 7 saat video izlemeye yettiğini belirtiyor.

Ürün Amerika’da 499 ve 599 dolardan satılıyor. Aynı zamanda alıcıların, AT&T şirketi ile aylığı minimum 59,99 dolara mal olan iki yıllık bir anlaşma imzalamaları gerekiyor. Avrupa’da bu yıl, Asya’da ise 2008′de piyasaya sürülecek olan ürünün buradaki fiyatlarının da daha yüksek olması bekleniyor.

Özgün’ün yeni albümü hazır: "Nöbetçi Aşık"

•Temmuz 1, 2007 • Yorum yapın

Türk Pop Müziği’nin 2006 yılında en iyi çıkışı yakalayan müzisyenlerinden Özgün, merakla beklenen “Nöbetçi Aşık” isimli ikinci albümünü tamamladı. Albümün çıkış şarkısı “Kıvırır”ın söz ve müziği Özgün ve İsra Gülümser’e ait. İlk albümünde olduğu gibi yine MOM Müzik etiketiyle Seyhan Müzik Gold’dan piyasaya çıkacak olan albümde Özgün’ün vokal koçluğunu Murat Çekem yapıyor…

Çıkış şarkısı olarak belirlenen “Kıvırır”ı dinleyip çok beğenen Mustafa Sandal bu şarkıda Özgün’e eşlik etti. Bu sürprize çok şaşırdığını ve sevindiğini belirten müzisyen “Mustafa Sandal’ın şarkımı beğenerek stüdyoya gelmesi beni çok şaşırttı. Bir de vokal yapmak istemesi bana büyük bir sürpriz oldu” diyerek sözlerini sürdürdü: “Yazın cıvıl cıvıl günlerine uygun olan çıkış şarkım -Kıvırır-ı ben de çok seviyorum. Mustafa’nın da vokali ile eşlik etmesi şarkımı daha da güçlendirdi…”

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.